 |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
|
 |
|
12. Kemah Şenlikleri’nin ardından
|
31. Geleneksel Kemah Köyleri Dostluk Turnuvası ve 12. Kemah Sultan Melik, Tarih, Kültür ve Spor Şenlikleri’ni daha geride bıraktık. Her şenliğin ardından olumlu ya da olumsuz şeyler söylemek mümkün, ama bu işlerin kolay olmadığını da bilmek gerekir.
Tabi yaşanan güzellikler kadar, eksiklikleri de bilmek gerekir. Bu her şeyden önce bir sonraki şenliklere ışık tutması adına kesinlikle yarar sağlayacaktır.
Bu yıl ki Kemah Şenlikleri, diğer şenliklere oranla büyük eksik ve programsızlık içinde geçti. Bir kere sabah 09.00’da yapılması gereken açılış, nerdeyse öğlene yakın başladı. Sebebi ne diye sorduğumuzda ise Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım’ın Erzincan’dan Kemah’a geç gelmesi gösterildi. Bu kesinlikle yanlış bir uygulama idi. Şenlik, kimin ne zaman geleceğine göre değil, nasıl planlandıysa öyle uygulanması gerekir.
Bugüne kadar Kemah’ta günün anlam ve önemini belirten konuşmalar yapıldıktan sonra, bir doğa harikası olan Kemah Soğuk Sular’a geçilerek başta ata sporumuz güreş müsabakaları yapılırken, diğer taraftan ise hemşehrilerimiz gönüllerince piknik yaparken, davul zurna eşliğinde ise akşama dek halaylar çekerek eğleniyorlardı. Bu maalesef Kemah merkezde olunca haliyle de sıcaktan olacak ki, gündüz programı yeteri kadar ilgi görmedi.
Akşam eğlenceleri rutin şekilde devam ederken, uygulamaya konulan ses yarışması ise tam anlamıyla evlere şenlikti. Çocuklar ellerinden geldiğince, dahası seslerinin yettiğince türküler söylemeye çalışırken, halkın arasında oturan ve kimin jüri olduğu belli bile olmayan, ancak değerlendirme yapması için mikrofon uzatıldı.
Kardeşim bir programı sen uygulamaya koyuyorsan, bunu da adam gibi yapmak zorundasın. Kimin kazanıp kazanmadığı hiç önemli değil, bana göre herkes bir şeyler söyledi, ya da söylemeye çalıştı. Ama sen hem bir yarışma yapacaksın, hem de kural koymayacaksın. Kimi türkünün sözlerini unuttu, kimi kağıttan, kimi eline yazdığı türkü sözlerini sahnede okudu. Ama jüriye bakarsan söyleyene de söyleyemeyene de bol keseden puan dağıttı.
“7’DEN, 77’YE PROJE ve FİKİR YARIŞMASI”
Evet, gelelim Kemah Kaymakamlığı ile İstanbul Kemahlılar Derneği’nin organize ettiği “7’den, 77’ye Proje ve Fikir Yarışması”na vallahi buda sonuçlanmış. Dahası sonuçlarını sahnede ödül kazananların hediyeleri verilirken gördük. Ama projelerinin ne içeriğini, nede uygulanır türden olup olmadığını maalesef öğrenemedik.
Yarışma öncesi jüride bilim adamlarının da yer alacağını da öğrenince, bir projede ben hazırlayayım istedim. Hani yapılan çalışmanın hakkının teslim edileceği bir ortam, hem de Kemah’ın geleceğini tayin edecek bir proje olsun istedim. Yaklaşık 15 yıldır yaptığım araştırmaların neticesini de göz önüne alarak hazırladığım projenin sırf yazımı 15 günümü aldı. Toplamda 100 sayfa.
Ama gördük ki jüride ne bilim adamı, ne dernek yöneticisi ve nede bu işten anlayan yok. Yok diyorum çünkü olsa idi Kemah bugünkü durumundan çok daha ileri de olmaz mıydı?
Kısacası, ahbap çavuş ilişkileri içinde değerlendirilen bir proje yarışması. Haliyle bu yarışmada bana göre tam anlamıyla bir fiyasko ile sonuçlanmış oldu. Tabi aksini iddia eden olursa bunu sonuna kadar tartışırız.
Ha kesinlikle bu eleştiriyi benim projemin dereceye girip girmemesi ile yakından uzaktan bir alakası olduğunu düşünmeyin. Ama en azından üstünde ceviz yazan ve de uygulanabilirliği olan bir projenin hiç değilse ilk üçte yer almasını bekliyordum. Halen de bu konunun Kemah için en büyük proje olduğunu düşünüyorum ve de sonuna kadar da savunacağım. Hatta savunmakla kalmayıp ömrümün sonuna kadar da ceviz dikimi konusunda mücadele edeceğim.
Kaldı ki, Kemah’a giderken Düzce’de ceviz fidanı yetiştiren bir dostumun yanına uğradığımda TEMA Vakfı’nın kurucularından olan Amasya Milletvekili ve Adalet Komisyonu Başkanı Av. Ahmet İyimaya ile karşılaştık. Söz konusu cevize gelince gözleri ışıl ışıl oldu ve şunları söyledi:
“Şayet Türkiye’nin dört bir yanında yetişebilen ceviz ağacı yetiştiriciliğine yeteri kadar önem versek, bugün ülkemizin tüm ihtiyaçlarını karşılayacak önemli bir kaynağımız olur.”
Öğrendiğime göre tarımla ve hayvancılıkla ilgili projeleri Kemah Tarım İlçe Müdürlüğü’ndeki elemanlar incelemişler. Oysa ben ceviz konusunda bilgi almak için gittiğimde, ceviz yetiştiriciliği bilen bir eleman bulamamıştım. Hem bilen olsaydı, Kemah’ta bugün atıl durumda olan binlerce hektar arazi ceviz ağaçları ile yemyeşil yüzümüze gülümsemez miydi?
Dahası ceviz projesiyle mansiyon alan bir proje ile benim yaptığım proje arasındaki farkı da merak edip Kemah Kaymakamı Eyüp Çalışır’a sordum. Kaymakam Çalışır, benim projem de alıntı olduğunu söyledi. Şimdi tek sayfa yazılan projeler dereceye girerken, ben toplamda 100, özet olarak verdiğim projeyi ise 16 sayfa ile sınırlandırmıştım. Şayet cevizin bakımı, sulaması ve hasadı konusunda yazdıklarım alıntı ise o zaman söyleyecek bir sözüm yok.
Çünkü bilgi evrenseldir ve de kimsenin babasının malı da değildir. Hem hazırladığım Kemah Cevizi Projesi’nde okuduğum kitap ya da internetten aldığım bilgilerin ne önemi var ki? Ben Kemah bazında cevizin nerde ve nasıl yetiştirileceğini, tüm ayrıntılarını belirten bir proje yapmıştım.
Evet, mansiyon alan ceviz projesine gelecek olursak, kaldı ki bu projenin ilk üçte yer almasını isteyen biri olarak, benim proje ile o projenin arasındaki farkı ise yine Kaymakam Çalışır’ın bana aktardığı bilgilerden öğreniyorum. Cevizin tohumundan, kademe kademe büyümesine kadar resimlendiğini söyledi. Ya kardeşim Allah aşkına siz projemi değerlendiriyorsunuz, yoksa cevizin yetişme aşamasının fotoğraflarına mı bakıyorsunuz.
Öyle olsa idi Kemah’ın tüm köylerini gezmiş, görmüş ve hangi köyün neresinde ceviz yetişebileceğini araştırmış, cevizin dikiminden, bakımına, sulamasından, zararlılarına, erken ve geç don olaylarına olan hassasiyetinde ki yerin önemine, hatta hasadına kadar görüntülemiş biriyim.
Asırlara meydan okuyan yaşlı ceviz ağaçlarının hem de gurbetçilik yüzünden terk edilmiş köylerde tüm bakım olanaklarından yoksun kalmasına rağmen nasıl oluş da bunca yıl bugüne kadar direndiğini, yetiştiği ortamları yıllarca gözlemlemiş biri olarak size değil cevizin büyüme aşamasını, belgeselini bile sunardım.
Şu bir gerçek ki Tarım Bakanlığı’nın tüm çabasına rağmen, tarım ilçe müdürlüklerinin verimli çalıştıklarına inanmıyorum. Çünkü ancak vatandaştan gelen talepleri değerlendiriyorlar. Nerde ne yetişir konusunda hiç ama hiç ne araştırmaları, nede bir önerilerini ne gördüm, nede işittim.
Kaldı ki ben başından beri tarım ilçe müdürlüklerinde çalışan elemanların niye kravat taktıklarını da anlamış değilim. Çoğu köyde karşılaştığımız elemanların üstünde tulum olması gerekirken, krem tuvalet giyinmiş veteriner ve tarım teknisyenlerini gördüm. Bir keresinde hasta ineğe bakmaya gelen elemanlara da şakayla karışık, “Ya kardeşim ne güzel giyinmişsiniz. İyi de, bu inek sizi karşısında görünce beni de devlet memuru yapmaya mı geldiniz, demez mi?” demiştim. Hani özelde günde 30 kilo süt veren ineğin, devlet çiftliğine alınmasından sonra verimini yarı yarıya düşürdüğündeki hikaye misali.
Bu konuyu defalarca rahmetli Vali Recep Yazıcıoğlu’na da açmıştım. Her seferinde bana deve hikayesi ni anlatmıştı. Neremiz doğru ki diye.
Şimdi ister istemez şu soruyu sormak istiyorum. Dereceye giren hangi proje Kemah şartlarında uygulanabilir. Bilen varsa beri gelsin, bilmiyorlarsa geri dursunlar. |
| YAZARIN ÖNCEDEN YAYINLANMIŞ YAZILARI |
|
| HER ŞEYİN BİTTİĞİ AN |
HANİ öyle anlar vardır ki, bir an her şeyin bittiğini düşünürsünüz. Dünyadan koparsınız adeta. Oysa tam tersidir, “Olmak ya da olmamak.” gibi. Kemah’taki o acı haberi duyar duymaz karışık duygulara saptanıp kaldım bir süre.
Bir yanda şaşkınlık, bir yanda çaresizlik.
Bir anda olup bitenlere bir anlam veremedim, neyin ne olduğuna.
Tabi ki, “Her ölüm, erken bir ölümdür” ama kalleşçesine, adicesine ve de şerefsizcesine olan olaylara bir anlam vermek şöyle dursun, insanın aklının durduğu anlardır.
Evet, alçak ve şerefsizler tarafından kurulan mayınlı pusu sonucu 9 vatan evladını daha kaybettik ve de kahrolduk. Ama tüm bunlar sadece kahrolmakla da bitmiyor, bitmemeli de. Her şeyden önce bunların yaşanmaması için Türkiye’nin gerçek manada kararlılık göstermesi lazım.
Konu, malum yıllardır süren enerji ve su savaşları.
Daha 6 Ağustos’ta Refahiye’nin Yurtbaşı Köyü’nde doğal gaz hattında meydana gelen patlama ve 11 Ağustos’ta ise Kemah’ta 9 askerimizin şehit edildiği, hain mayın tuzağı.
Gerçekten bu yıl Erzincan ve Kemah’ta çok güzel bir huzur ortamı vardı. Güvenlik güçleri Erzincan’dan Kemah’a giderken 50 km.lik yolda en az 4 güvenlik noktası oluşturmuş, bizlerin güvenliği için nöbet tutuyorlardı. Her gidiş gelişimde arasınlar ya da aramasınlar, nöbet tutan askerlere elimi kaldırarak “ Selam size vatanın yılmaz bekçileri.” diye selam verdim.
Evet, 1988’de yayına giren Gurbetten Sılaya Erzincan Gazetesi’nin ilk sayısında Dereşoran’da verdiğimiz 8 şehitten sonra, Acemoğlu Boğazı’nda ki trafik kazasında yitirdiğimiz 14 şehidimizin dışında Kemah sınırlarında 20 yılda verdiğimiz üçüncü önemli bir olaydır bu.
Haberi duyar duymaz gerek TV, gerekse internet aracılığı ile konuyu anlamaya çalışırken olayın, Acemoğlu Boğazı civarında Olukpınar Köyü’nde gerçekleştiğini duyunca aklım daha da karıştı.
Kemah’ın tüm köylerini gezmiş, görmüş biri olarak bu köyün bu civarda olduğuna bir türlü yanıt bulamadım. Hele Acemoğlu Boğazı’nın fotoğrafının üstüne yazılan yazıyı okuyunca bayağı da sinirlendim.
35 yılını bu işe vermiş biri olarak söylüyorum, bir haberi duyar duymaz elindeki resmi hemen internete koyup altlı üstlü “ Acı haberlerin Köprüsü ACEMOĞLU” diye verirsen görende sanır ki; Kemah teröristler tarafından abluka altına alınmış.
Bilen bilmeyen herkes için söylüyorum. Acemoğlu Köprüsü Kemah’a 15 km. olayın geçtiği Olukpınar Köyü ise Erzincan’a 20 ve Kemah’a ise 30 km. mesafe dedir. Olukpınar Köyü, Küplü Köprüsü’nden geçip gidilen yolun uzantısın da Munzur Dağı’nın eteğindedir.
Kısacası 20 yıldır süre gelen bu alçak ve şerefsizce terör olaylarını PKK’nın gerçekleştirdiği kesin. Ama sanırım o günden bugüne kadar da bunların arkasında kim var, kim yok diye çok şeyler yazıldı, çizildi ve de konuşuldu. Ancak o günden bu yana hep bataklık yerine, sineklerle uğraşıp durduk.
İşin ilginç yanı ise bu iki olayın tam da, Rusya’nın, Güney Osetya bahanesiyle Gürcistan'a savaş açtığı bir dönemde meydana gelmesi oldu.
Peki bu olayın Erzincan sınırları içinde olmasının bir önem ve anlamı var mı diyecek olursak, valla bana göre bir değil birkaç tane var.
Bakü-Tiflis-Ceyhan Petrol ve Doğalgaz Hattı bilindiği gibi, Türkiye’yi bir baştan, bir başa geçip bir taraftan Adana’nın Ceyhan İlçesi’nde Akdeniz’e, diğer yandan ise İstanbul üzerinden Avrupa’ya kadar uzanmaktadır. Aynı zaman da, Bakü-Tiflis-Kars Tren Yolu bu enerji koridorunu oluşturuyor. Hatta Karadeniz’i Akdeniz’e bağlayacak olan ve Erzincan üzerinden geçecek olan tren yolu hattını da göz ardı etmemek lazım. Yine Kemah sınırları içinde Karasu Nehri’nin üzerine kurulması düşünülen 2 barajı da bunlara eklemek lazım.
Kaldı ki bu hat sadece Erzincan’dan geçen bir boru hattı da değil. Yani güvenliği daha zayıf olan dağlarda yapılması daha kolayken niye Refahiye İlçesi sınırları içinde gerçekleşiyor. İşte tam bu nokta da Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım’ın Erzincan Milletvekili ve de Refahiyeli olmasını da göz ardı etmemek lazım. 6 Ağustos’ta Refahiye’nin Yurtbaşı Köyü’nde doğal gaz hattında meydana gelen patlamanın ise sanki teröristlerin, “ Senin ilçende bile eylem gerçekleştiririz.” mesajı var gibi.
Olaya ilk bakışta ne alakası var diyenler de çıkabilir. Refahiye’de, bugüne kadar hatırladığım kadarıyla Köroğlu Deresi’nde araçların yakılması ve Kağıthane Belediyesi’nde görevli İnşaat Mühendisi Ömer Battal’ın teröristler tarafından şehit edilmesi dışında pek terör olayını hatırlamıyorum.
Gelelim 9 askerimizin şehit edildiği Olukpınar Köyü’nün stratajik önemine.
Bu köyümüz Munzur Dağı’nın hemen eteğinde yer alıyor.
Yani olayı gerçekleştiren teröristlerin kolay kaçmasında önemli bir neden.
Ama olayın gündüz saatlerinde olması ve de uzaktan kumanda ile patlatılan bir mayının olması ise bir başka bilmece.
Her şeyden önce mayının uzaktan kumanda ile patlatıldığı bir gerçek. Bu ne kadar bir rastlantı olabilir ki, alınan bir istihbaratı değerlendirmek için devriye çıkan askeri araca denk geliyor. Zira, özellikle yaz aylarında gerek yurt dışından, gerekse büyük şehirlerden gelen gurbetçi hemşehrilerimizin bu yolu kullanmalarına rağmen patlamanın olmaması. Dahası askerlerin Olukpınar Köyü’ne giderken değil, dönerken olması.
Bu konuda kafam o kadar karışık ki, sanki 4 bilinmeyenli bir denklem gibi. Her kim vatanın temeline dinamit gömüyorsa, hem de alçakça ve de şerefsizce vatan evlatlarının canına kast ediyorsa bir gün mutlaka onlarda belalarını bulacaktır. Ancak, Türkiye’nin dağdaki teröristten çok, uluslararası diplomatik faaliyetlerde bulunması, dahası da daha çok kararlılık göstermesi gerekiyor. Çünkü, dünyanın en tehlikeli silahı kararlılıktır.
Vatanı görevlerini yaparken görev başında şehit düşen tüm askerlerimize Allah’tan rahmet, başta aileleri olmak üzere tüm Türk milletine başsağlığı diliyorum. |
| KEMAH CEVİZİ |
KEMAH’ın tarihi kadar eski olan “Kemah Cevizi” ne yazık ki yeteri kadar ilgi görmediği için ancak tarla ve bahçelerin tumplarına dikilmiş, etrafına da başta kavak ağacı olmak üzere, aklınıza gelen her cins ağaç sıralanmış.
‘‘Bu ne?’’ diye sorduğunuzda ise “cevizcilik yapıyoruz” yanıtını alıyorsunuz. İnsanın boynuna sarılıp kutlayası geliyor.
Ama neyse dededen, babadan öyle görmüşler, öylede devam edecekler sanırım.
“Kemah Cevizi” çeşit bakımından Türkiye’nin en zengin türüne sahiptir.
Geçtiğimiz kasım ayında Kemah’ta bir kaç gün içinde yaptığım araştırmada 5 köyde yaklaşık 20 çeşit ceviz belirledim.
Ancak, Kemah Cevizi’ne bugüne kadar Kemahlıların dışında herkes sahip çıkmış.
Çünkü, ceviz yetişen bölge ve şehirlerin çoğunda Kemah Cevizi’ne rastlamak mümkün.
İnsan biraz düşününce aklına şu soru geliyor.
Ya Kemah’a ceviz buralardan gelmiş, ya da Kemah Cevizi’ni buraya getirmiş diye düşünüyorsunuz.
Ancak küçük bir araştırma yaptığınızda neredeyse Türkiye’nin çoğu yerindeki cevizlerin Kemah’tan geldiğini anlıyorsunuz.
Örneğin, ceviziyle ünlenen Kaman’da yaptığım araştırmada iki türünün kesin Kemah Cevizi olduğu kanısına vardım.
Bugün Kemah’ta yaklaşık bin, binbeşyüz yıllık ceviz ağaçlarına rastlarken, Kaman’da bir asrı geçmeyen ceviz ağaçları olduğunu gördüm.
Üstelik Kaman'da son 16 yıldır ciddi manada cevizciliğe yönelilmiş.
Oysa bizde yeni yeni bu hareketlenme başladı.
Bu satırları okurken “Hadi ya” diyeniniz bile olacak.
Çünkü bende ilk duyduğumda aynı kelimeyi sarf ettim.
Evet, Yalova cevizinin iki türü Kemah Cevizi’nden üretilmiş.
Bildiğim kadarıyla Yalova’da halen bulunan ceviz türü dört, Kaman’da ise beş.
Evet, dünya ceviz piyasasına bir göz atacak olursak.
Amerika birinci sırada, Çin ikinci sırada ve Türkiye ise üçüncü sıra da yer alıyor.
Oysa neredeyse Türkiye’nin üçte ikisini gezmiş biri olarak pek önemli bir ceviz ağacımızın olduğunu maalesef söyleyemem.
|
|
Ankara yolunda buharlaşan Milletvekili? |
...EVET, Cumhurbaşkanı’nın seçilememesinin ardından baskın bir erken seçimle 84 yıllık Cumhuriyet tarihinde 23. dönem milletvekillerini seçtik.
...Şimdi sıra 60. hükümetin kurulmasında. Tabiki doğal olarak bu Hükümette Erdoğan’ın kuracağı bir kabineden oluşacak. Aslında ben burada hükümeti kimin kuracağından çok, seçimlere gelmek istiyorum. Hayatımda ilk kez bir genel seçimi Erzincan’da izledim.
...Seçimin en ilginç yönleri ile başlamak istiyorum. Geçen dönem Ak Parti’den Milletvekili seçilen Tevhit Karakaya ile Talip Kaban bu seçimlerde partileri tarafından liste dışı bırakılırken, Ak Parti Erzincan’da Ulaştırma eski Bakanı Binali Yıldırım ve bir önceki dönem DYP’den milletvekilinseçilen Sebahattin Karakelle’yi aday gösterdi.
...Erzincan’da Ak Parti büyük bir oy patlamasına rağmen 3. sırada yer alan Yüksel Çakır’ın seçilebilmesine yetmedi.
Partililerden öğrendiğime göre, özellikle Tevhit Karakaya’ya olan tepkiler yüzünden aday gösterilmemesi doğrultusunda gönderilen 5 yüze yakın dilekçenin dikkate alındığı belirtilirken, Erzincan’dan CHP’ye gönderilen 7 bin 500 kişinin tepkisi maalesef dikkate bile alınmamış ve Erzincan’ın TBMM’ye gönderdiği Milletvekili sayısı 3 iken, ne yazık ki bu dönemde 2 milletvekili ile temsil edilecek.
...Peki CHP listesinden seçilen Milletvekili ne oluyor diyecek olursanız, sanırım geçen dönem olduğu gibi bu kez de Ankara yolunda aşırı sıcaklar yüzünden buharlaşacak.
...Şimdiye kadar delegelerin seçtikleri Milletvekili adaylarıyla seçime giren CHP iki dönemdir ne yazık ki sırf Baykal’ın koltuğunu korumaya yardımcı olanlar tarafından milletin iradesi hiçe sayılarak merkez atamasıyla savuşturuldu. Diğer partilerin merkez atamasıyla Milletvekili belirlemelerini pek yadırgamıyoruz, Çünkü onlar zaten hiç ön seçim yapmıyorlar ki. Ama sen Cumhuriyet ve laikliğin güvencesi benim diyeceksin, öte yandan ise partililerin iradesini yok sayacaksın. Buna denilse dinilse Erbakan’ın deyimiyle, “Hadi oradan, hadi oradan.” denir. Ancak, Atatürk, Cumhuriyet ve laikliğin arkasına sığınan, seçimlerde hükümet iddiası olmayan, yada ben anlamamış olabilirim Ana muhalefet olmakla yetinen Ulu Önder Atatürk’ün kurduğu ve DSP destekli , CHP üzülerek belirteyim ki sırf Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Deniz Baykal’ın kaprisleri yüzünden yerlerde süründü.
Buna rağmen Baykal ve ekibi sırf koltuklarını koruyabilmeleri adına bir çok bahanenin ardına sığınmaya devam edebiliyorlar. Hatta öylesine ileri gittiler ki, DSP’yi bile yok sayacak derecede görmezlikten geldiler.
Belki CHP tabanı bunu bile anlayamayacak kadar saf sanıldı. Oysa DSP’yi iki kez iktidara taşıyan rahmetli Bülent Ecevit, 12 Eylül İhtilali’nden sonra CHP yerine, DSP’yi kurmuştu, sebebi ise hiç şüphe yok ki hizipçiliği ile ün salmış Baykal ve ekibi idi.
...Bu seçimlerin Erzincan için en önemli yönlerinden biri ise ilk kez 3 bağımsız adayın seçime girmesi idi. En iddialı olanı ise hiç şüphe yok ki Çalışma ve Sosyal Güvenlik eski Bakanı Mustafa Kul idi.
...Kul’un talihsizliği ise Cumhuriyet Mitingleri idi. Şahsen bende destek verme adına yaklaşık 2 hafta seçim kampanyasında yer aldım. Seçim süresince başta Erzincan olmak üzere, 8 ilçe ve yüzlerce köye gittik.
Özellikle sağ seçmenin büyük ilgisini gören Kul, sol kesim tarafından ise, “Cumhuriyet ve laiklik elden gidiyor.” savsatası ile oylarını kesinlikle CHP’ye vereceklerini söylemeleri ne yalan söyleyeyim beni zaman zaman güldürdü.
...Özellikle görüştüğüm yaşlı kesim hemşerimize, “Ya arkadaş partisini bile ayakta zor tutan, Atatürk, Cumhuriyet ve laikliğin arkasına sığınmış, onun dışında tek bir farklı şey söylemeyen, dahası beceriksizlikleri yüzünden söyleyemeyen bir aciz CHP yönetimi mi bu değerleri koruyacak.” Diye direttiysem de ikna olmayacaklarını daha o an anladım.
...Buna rağmen, bir ara çok iyi bir konuma geldiğimiz aşamada ise son günü yapılan ve yaklaşık 620 aracın katıldığı konvoyda, anons arabasının üstünde bulunan gençlerin yüksek gerilim hattına çarpmaları sonucu her şeyi bırakıp hastaneye koşmamız bir nevi CHP’nin ekmeğine sürülen bal kaymak oldu.
...Allah’tan her hangi bir can kaybı vermeden orta derece yanıklarla kazayı atlatırken, hastanede bir açıklama yapan Erzincan Bağımsız Milletvekili adayı Mustafa Kul, “Bu aşamada seçim kampanyasını burada noktalıyoruz.” demesi CHP’liler tarafından gece boyunca “Kul seçimden çekildi.” diye lanse edilince seçimde daha orada kaybedilmiş oldu.
Oysa, Erzincan’da kiminle görüşdüysem, “CHP adayı yerine keşke Mustafa Kul seçilse de, hiç değilse Erzincan ve Erzincanlı kazansa.” dediklerine şahit oldum. Ama maalesef olmadı.Durum böyle olunca da ne yazık ki yine Erzincan kaybetti. |
| ERZİNCAN'DAN SEVGİLER |
...EVET, merhaba dedik de orada kaldık. Nedenine gelince sanırım biraz seyahatten kaynaklandı. Gerçi yaz boyunca da bu seyahatler sürecek gibi gözüküyor.
Öncelikle Kemaliye Doğa Sporları Şenliği ile başlayan seyahatim, İliç, Kemah, Erzincan güzergahı ile devam etti. Bu arada Gümüşhane, Bayburt, Sivas, Malatya, Amasya, Kastamonu ve Bartın'a kadar uzanan bir seyahatim oldu.
Gazeteciliği bıraktıktan sonra belgesel çekimleri tabi beni bu illere yönlendirdi. Gerçekten bizim Anadolu bir harika. Anadolu'nun tozlu yollarında doğa harikalarını gezerken, kış boyunca yaşadığım monotonluğu da üzerimden attım bu arada.
Özellikle Karadeniz Bölgesi kelimenin tam anlamı ile bir harika. Benim deli deniz olarak tabir ettiğim Karadeniz sahilleri, dev dalgaların yıllardır kıyıları yalaması sonucu ortaya çıkan koyların oluşturduğu o doyumsuz güzellikler gerçekten insanın içini açıyor. Özellikle Karadeniz insanının verdiği mücadele gerçekten görülmeye değer.
Evet, Erzincan demiştik. Tam Bartın üzerinden İstanbul'a dönmek üzereydim ki Sedat Sevim'den gelen bir mesaj üzerine bu kez Next&NextStar'ın Erzincan'da yaptırdığı 249 öğrenci kapasiteli Erol Yüksel Kız Öğrenci Yurdu’nun açılışı için tekrar Erzincan'da buldum kendimi.
Kemahlı hemşehrimiz Erol Yüksel ve Next&NextStar ailesini buradan bir kez daha kutlamak istiyorum. Gerçekten Erzincan Üniversitesi'nin kurulmasından sonra bir üniversite şehri olma yolunda güzel gelişmeler kaydediliyor. Özellikle son açılan yurt adeta 3 yıldızlı otel gibi. Açılış sırasında bazı öğrencilerle de görüşme fırsatı buldum. Gerçekten gözlerinin içi ışıl ışıldı genç kızların, daha rahat bir eğitim ortamı yaşayacakları için mutlu idiler.
Açılıştan sonra akşamüstü Kemah'a yolumuz düştü. Açılış için Erzincan'a gelen yine Erol Yüksel'in arkadaşları olan 2 misafiri benim arabadaydı. Kemah'a gitmeden önce onları o doğa harikası Kemah Soğuk Sulara götürüp görmelerini sağladım. Gerçekten çok mutlu oldular.
Bizler bugüne kadar Erzincan ve ilçelerini ne kadar misafirlerimize tanıttık. Bu gerçekten tartışma götürecek bir durum. Ancak, Bahçelievler eski Belediye Başkanı Saffet Bulut'u yine bir Erzincan seyahati sırasında Çağlayan Beldemiz de bulunan Girlevik Şelalesi'ne götürmüştük.
Çevreyi bir mimar gözüyle uzun uzun inceleyen Saffet Bulut, benim "Girlevik Şelalesi'ni nasıl buldunuz?" sorum üzerine, sanırım masada bulunan yaklaşık 15 kişinin elini tek tek sıkarak, "Siz Erzincanlıları kutlarım" demişti.
Masadaki hemşerilerimiz pür dikkat onu dinlerken, herkesin aklından başka şeyler geçiyordu. Ama Sayın Bulut, "Ya arkadaşlar siz böyle bir güzelliği dünyadan gizlediğiniz için sizi kutladım." deyince bu kez düşünme sırası bize gelmişti.
işte o gün, bugün hala biz Erzincan'ın güzelliklerini niye Türkiye'ye tanıtamıyoruz diye düşünüp duruyorum.
Gerçekten çoğu Erzincanlının da bilmediği doğa güzelliklerini bir sıralayacak olursam;
65 metre yükseklikten akan Girlevik Şelalesi, Bey Tahtı, Ekşi Su, Kemah Kalesi, Sultanmelik Türbesi, Kemah Soğuk Sular, Kemah Boğazı Kanyonu, Tanasor Deresi, Kemaliye'nin Kadı Gölü, Kırk Göz, Tarihi Evleri, Karanlık Kanyon, İliç'in Sanaksi Çayı, Atma Köyü'ndeki soğuk su, Refahiye'nin o engin ormanları, Tercan Kervan Sarayı, Kilisesi, Otlukbeli Gölü, Çayırlı'nın harika doğası.
Tüm bunları defalarca görmeme rağmen, hala tekrar gittiğimde yeni görmüşçesine heyecan duyan biri olarak "Önce memleketimizi tanıyalım." demekle kalmıyor, "Ne olur gidiniz." diyorum |
|
İnternet haberciliği Sevgili Erzincanlılar, Yıllardır gerek Kemah Köylerinin Sesi Dostluk, gerekse Gurbetten Sılaya Erzincan Gazetesi’nde yazdığım haber ve köşe yazıları ile sizlere Erzincan’ın dert ve sorunlarını yansıtmaya çalıştım. Kısa bir aradan sonra gazeteden sonra şimdi ise sizlere internet aracılığı ile merhaba diyorum. Yaklaşık 20 yıl boyunca nerdeyse Erzincan’da gitmediğim ilçe, belde ve köy kalmadı. Son iki yıldır kurduğum Anadolu Prodüksiyon firması ile belgesel yapım ve yönetmenliğe soyundum. Gazeteci olarak gittiğim yerleri yeniden gezip görme şansını buldum. Tabi belgesel olayı daha farklı bir konu. Gazete için bir kaç fotoğrafla yetinirken, belgesel için gittiğim köy, ilçe ve illeri adım adım gezerek, tarih, kültür ve doğasını görüntülemek zorunda kalıyorum. Bu da bana Erzincan’ı daha bir tanıma fırsatı verdi. İşte bu bilgi ve birikimle yoğun çalışma tempomdan zaman buldukça güncel yazılarımla, yoksa geçmişte Gurbetten Sılaya Erzincan Gazetesi'nde yayınlanan ancak güncelliğini hala yitirmemiş yazılarımla sizlerle birlikte olacağım. Son yıllarda Erzincan la ilgili birçok site, internet ekranlarında yer almaya başladı. Son olarak ta sevgili kardeşim Sedat Sevim bir site kurdu. Bana da burada bir köşe açmış. Ne diyeyim bunlar zamane gençliği. Bizim zamanımızda bir TV kanalı ile yetinirken, bundan bir kaç ay önce 13 yaşındaki oğlum Samet Can, ''Ya baba bizim TV'de 60 kanal var. Bunlar bana yetmiyor.'' diyerek bir Next ve Next Star uydu anteni aldırarak artık dünyayı izliyor. Ben mi? Ne yalan söyleyeyim fazla TV seyredemediğim için ancak işyerinde 30 kanalı çeken bir antenle yetiniyorum. Önümüzdeki günlerde yeni gündem ve konularla birlikte olmak dileği ile hoşça kalın. |
|
| |
|
 |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
|
|